Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nokta

Resim
Evrenin içinde küçücük bir nokta olan bu dünyada siz de sadece lanet olası birer küçük noktasınız. Durum böyleyken, bu kibriniz, bu kavganız, bu havanız, bu kendinizi kasmanız nedir? Ne her işe yetişebiliyorsunuz, ne herkese yetebiliyorsunuz, ne de elinizdeki en küçük imkanı bile tamamen kontrol etmeye gücünüz yetiyor. Nasıl böylesine hızla geçtiğinin farkına varmadığınız bir hayatı yaşıyorsunuz. Gereğinden fazla anlam yüklemeyin, gereğinden fazla sorgulamayın, gereğinden fazla yargılamayın. Biraz dağınık kalsın, rahat olun.
Ali Osman.

Bir Gün

Bir gün…
Ağlamak…

Ruhunu sarmış
İrili ufaklı yara izlerine
Her baktığında yeni bir ders çıkarmak
Eskidenki
O
Boş sevdalardan,
Boş çırpınışlardan,
Boş heveslerden,
Boşlukta kalışlardan,
Kayboluşlardan…

Bir gün…
Adamakıllı bir sevdaya düşmek
Heyecandan tir tir titremek…

Bazen bir tepeye çıkıp
Şehre doğru haykırmak,
Bazen de kaçamak köşelerde
Fısıldamak sevgiliye,
Sevdayı nefes nefese…

Cehennemlerce yanmak
Yokluğunda
Cenneti bulmak
Gözlerinde,
Kana kana hayat içmek
Dudaklarından…

İnciten ve yaralayan
Birsürü kelimeyi
Düşüncesizce
Söylemiş olsa da,
O bir çift kelimeyi
Yine hiç düşünmeden
En az bir defa söylemek..

Bir gün…
Kader, görevi gereği
Ayırırken sevenleri
Birbirlerine hala
Doyamamış olmak...

Ayrılığın acısını bilmek
Ve başka acıları kabullenebilmek;
Bilmek ah bilebilmek,
Bilmek, hala yanındayken,
Bilmek, değerini…







Ali Osman.

Einstein ve Şoförü

Einstein, konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;

"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar. O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim." Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp: "Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etmiş:
"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağ…

Özel İnsan Pablo Picasso

Resim
Picasso, Paris’teki atölyesinde çalışmaktadır. Merdivenlerde rap rap yürüyen çizme sesleri duyulur. Kapı açılır. İçeriye Hitler’in Fransa’daki elçisi Otto Abetz girer. Ressamın işliği (atölyesi) soğuk ve karışıktır. Bir ara elçinin gözü ünlü “Guernica” resmine ilişir. Tablodan duyduğu dehşetle irkilir. Ve kekeleyen bir sesle, “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorar. Picasso, Alman uçaklarının bombardımanı altında, savunmasız bir şekilde can veren yurttaşlarının kulakları yırtan çığlıklarını duyar gibi olur bir anda. Ve sonra şamar gibi bir karşılıkla: “Hayır, siz yaptınız!” der.


Sergilerinden birinde, acayip renklerin ve biçimlerin sarmaş dolaş olduğu, altında “Balık” yazan bir resme, alık alık bakan ve bir türlü aradığı balığı göremeyen bir seyircinin, biraz da çıkışarak “Üstad, bunun neresi balık?” diye sorması üzerine Picasso, adama balık pazarında değil, resim sergisinde olduğunu hatırlatmak istercesine “O balık değil, resim” der. Böylece o, resmin modeline benzemesi gerektiği görüşünü…

Kaybetmek, Yenilmek Değildir

Kalbin sürekli kırılıyorsa, bu asla senin suçun değil. Ne diyordu 'Ye, Dua Et, Sev' de: "Kırık bir kalbinin olması, en azından denediğini gösterir." 


Sevgi kelimesini söylemesi kolaydır. Kimseyi korkutmazsın. "Severim, sevdik, severek.." Yedire yedire istediğin gibi söyleyebilirsin... Aşk ise darbeli bir matkaptır. En sert kalpleri bile delebilir. Nadiren de olsa...


Ama çoğu zaman, kalplere girmeye çalışırken matkabın ucu kırılıyor. Taş kalplere girmek, taşta aşkı yeşertmek zordur. Duman'ın şarkısında dediği gibi "Aklı başından atacaksın." Riski göze alacaksın yani... Geri dönüşü olmayan kırılma riskini... 

Bir daha kullanamayacağın bu matkap ucunu da "ömrüm boyunca boynumda bir madalya gibi gururla taşırım" diyorsan bu riske gir ve o kalbe girmeye çalış. 

Çok kırılacaksın, ama sonunda denediğine değecek. 



Ali Osman.

Yüzleşme

Resim
"Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olurlar."
- Benjamin Disraeli
Hayatı daha yaşanabilir kılmak ve çocukluğumuzdan sonra kaybettiğimiz o iç huzurumuzu geri getirmek mümkün. Yeter ki alışkanlıklarımızı gözden geçirmeye karar verelim.

Duyduğumuz, okuduğumuz hemen hemen her şeye, o şeyin doğruluğunu araştırmadan inanıyoruz. Ona göre hareket ediyoruz. Çok fena gaza geliyoruz. Araştırmak, bilgi sahibi olmak çok zor geliyor...Günü kurtarmayı seçiyoruz...

Eleştirilmekten nefret ediyor, eleştirmeyi çok seviyoruz ama bir yol göstermiyoruz. Problem üretiyoruz, çözüm üretmiyoruz...

İnanılmaz önyargı sahibiyiz. İnsanları yaptıklarıyla değil, konumuyla, doğuştan gelen ve değiştiremediği özellikleri ile yargılıyoruz...

Karamsarız, hep en kötü ihtimali düşünüyoruz...

Kibarlığı 'entellik' görüyoruz... Hem de, 'entel' kelimesinin anlamını bilmeden...

"Hem karnım doysun, hem pastam dursun" istiyoruz...

Bilgi sa…