31 Mart 2012 Cumartesi

Bir Ara

Bir ara, radyoda çalan, ilk defa duyduğun, son bir dakikasına falan denk geldiğin, çok hoşuna giden bir şarkı vardı. İsmini bir türlü bulamadın, hala unutamadın ve 'bir kez daha çalsın' diye bekliyorsun...

Bir ara, tesadüfen gittiğin bir yerde karşılaştığın, ilk defa gördüğün, ve ne yazık ki konuşma şansı bulamadığın, çok hoşuna giden birisi vardı. Kimdir nedir bir türlü bulamadın, ulaşamadın, hala unutamadın ve 'bir kez daha görsem' diye bekliyorsun...

Bir ara, insanlara güveninin bu denli sarsılmadığı zamanlardan bir zamanda, yüreğini, doğacak bir bebeğe hazırlanan bir oda, odanın içindeki bir beşik gibi hazırlamıştın, hayatına doğacak olanı bekliyordun heyecanla... Sonra o güzelim beyaz çarşaflara, kokulu mendillere çamurlu ayaklarıyla gelip basmıştı beklediğini sandığın insan. Siyah boyalı elleriyle duvarlarına anlamadığın bir dilde bir şeyler karalamış gitmişti. Sonraları, gelenlerin gidenlerden pek de bir farkı olmadığını anlayarak hevesin her defasında biraz daha azaldı ve şimdi artık bomboş bir odadır orası. Yine de vazgeçmedin, bekliyorsun ama artık bundan sonra gelecek olan, her şeyiyle gelsin ve bir ara kendin hazırladığın yüreğini, o bomboş odayı yeni baştan hazırlasın istiyorsun...

Bir ara, hayatında biri vardı, çok sevmiştin ve onun da seni o kadar sevmesini istiyordun, "böyle olsun" dedin. Olmadı tabii ki. Yine "olsun" dedin ve devam ettin. Her anlaşmazlıkta, her tartışmada, 'haksız olduğun zamanlarda bile' suçun-hatanın çoğunu kendine, geri kalanı da ona ayırdın. O, bu haksız paylaşıma hiç bir zaman itiraz etmedi. Onunla olmayacağını geç de olsa anladın. Şimdi artık hayata daha "adil" davranıyorsun ve zaman kaybetmiyorsun...

Bir ara, son damlasına kadar savaştın, çok yaş aktı gözlerinden... Sabret, hala değmediyse, buna değecek. En güzelinden...

ali osman.

29 Mart 2012 Perşembe

Hayat Bana Güzel Çünkü...

Küçük Prens'ten

Göğe Bakalım


Hayatımda karşılaştığım en güzel şiirlerden biri olarak paylaşıyorum...


***

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.

***

Turgut UYAR

Sadeleş ve Özgürleş

Amerika'nın son alışveriş trendi:Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.

Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles’lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

— Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
— Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak,
— Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
— Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
—Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,
— Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
— Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
— Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
— Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak… Ya da sahip olduğumuzu sanmak…
— Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?



-
Alıntıdır.

İnsan Olmak

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum…





[Rudyard Kipling]

23 Mart 2012 Cuma

Bakış Açısı Her Şeydir

Kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç tel saç görmüş.
"Hım..." demiş,
 "galiba bugün saçımı örgü yapacağım."
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş.
Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, kafasında iki tel saç kalmış.
"Hım..." demiş, "bugün saçımı ikiye ayıracağım."
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş.
Bir ertesi gün yine kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
"Tamam, tamam.“ demiş. “artık bugün atkuyruğu yaparım."
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş.
Daha bir ertesi gün aynaya baktığında, kafasında bir tek tel bile kalmamış.
"Wow! " diye bağırmış. "Bugün saç derdim yok."


Bakış açısı her şeydir. Gerektiğinden kibar ol.

Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten.
Basit yaşa: Cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini.
 


Alıntıdır.

21 Mart 2012 Çarşamba

Mevlana'dan Sultan Süleyman'a

Muhteşem Yüzyıl dizisinin bu haftaki bölümünde, Sultan Süleyman'ın, Pargalı İbrahim Paşa'nın başını göğsüne bastırıp onu affettiği sahneyi izledik. Tarihi gerçeklere uygun bir sahne değilse de, dizinin kurgusuna ve gidişatına uygun olacak bir şekilde, Mevlana'nın çağları aşan felsefesine ait en ünlü sözlerinden birisini duyduk Muhteşem Süleyman'dan...


Sevgide güneş gibi ol, 

dostluk ve kardeşlikte 
akarsu gibi ol, 

hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol, 

öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol, 

ya olduğun gibi görün, 
ya göründügün gibi ol.


1 Söz

Nefret yok. 
Pişmanlık yok. 
Bahane yok. 
Ertelemek yok...
İnandığın doğrunun 
peşinde olmadığın sürece 
sen, sen değilsin.

20 Mart 2012 Salı

Geçmişe Takılı Kalanlar


Geçmişlerinden ne kurtulabildiler, ne de istediklerini geri getirebildiler...
Böyle olduğu için de, ne yeni bir adım atabiliyorlar, ne de durdukları yerde mutlular...
Onlar, 'geçmişe takılı kalanlar'...
Onlardan çok var.
Bir fanusun içindeki boşlukta nefes alıp veriyorlar.


aliosman.

1 Söz

erteleme, yap .

Baktığın Yerdir Hayat


Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı, bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona ‘Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar. İstersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir.’ demişler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş.
Bilge ‘Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor.’ demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. ‘Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.’ Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış ‘Evet, kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı? ‘.
Adam şaşkın bir şekilde şunu söylemiş: ‘Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.’. Bunun üzerine bilge ‘Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel.’ demiş. Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü. Geri geldiğinde bilge, adama ‘Bahçe nasıldı? ‘ diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış.
Bilge gülümsemiş, ‘Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış.’ demiş ve eklemiş: ‘Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır. Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir.



Alıntıdır.

1 Söz

ben sözümün arkasındayım,
sen gözümün önünde ol yeter...


aliosman.

1 Söz

O, senden önce kendisini terk ettiği için, 
kendi terk edilmişliğinin acısını senden çıkarmak istedi...


aliosman.

Mutlu Öl


İçimizden geldiği yerde içimizden geldiği gibi değil de, 
insanlara görünmek istediğimiz şekilde yaşamak olmuş 
hayattaki amacımız. 

İşte, arkadaşım, bundandır, 
hep biraz eksik mutluluklarımız. 

Aslında basit:
Kendini yaşa, kendin ol;
Mutlu yaşa, mutlu öl.


aliosman.

19 Mart 2012 Pazartesi

Üzmeden Sev

insan en cok sevdigini uzermis derler... 
uzmek icin mi seviyorsunuz birbirinizi? 
madem uzeceksiniz, hic sevmeyin en iyisi...
sevmeyin beni... 
yani tamam sevin de, 
bakmayin bana oyle iste... 
dokunmayin yuregimin en hassas yerlerine. 
ciplak dudaklarinizi cekin uzerimden.
bana boyle bakmayin. 
aramayin, sormayin... yormayin. 
cekilin onumden, durmayin...