24 Temmuz 2012 Salı

untitled


yalan-dolan ve şerefsizlik dolu, her dakikası sürekli bir mücadele, bir yorgunluk, bir ilgi beklentisi içinde vıcık vıcık, koyu pembe şekeri erimiş yapış yapış ilişkilere inat, insan gibi iki kelime muhabbet edeceğin, tabiri caizse beyniyle sevişeceğin, seni anlayışıyla ve sana gösterdiği saf çocuk duygularıyla tatmin edecek birini ararsın.

Koş

"bilirsin işte, hala beceremiyorum... değişen bir şey yok. her şey bir adımla başlıyordu o minicik tatlı ayaklarını yollarıma teslim etseydin diye içimden geçer. özellikle de geceleri yollarım daha bir fazla yürünmek ister. uzun gecelerde yollarımla ben baş başa en azından biri hep açık hep hazır koşulmaya... gelirsin diye gel yorgun ayaklarını öpeyim sarılayım sana doyasıya. senin bana gelmen aynı zamanda benim de sana gelmem aslında. küçük bir çocuk gibi gel koş bana kollarımı açtım kucaklamak için bekliyorum haydi koş bana. henüz aklımız ermiyorken kara bulutlara, yaramaz birer çocuk olalım, koş bana...."

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Empatinin Gücünü Önemseyin



Çoğu zaman, "lütfen kendini benim yerime koy" ya da "sen olsan ne yapardın bi' düşün" şeklinde yakınmalarımız oluyor etrafımızdaki insanlara; istemedikleri bir durumla karşılaştıkları zaman ve haksız bir şekilde buna bizim sebep olduğumuzu iddia ettiklerinde çok üzülüyoruz, "keşke beni daha iyi anlamaya çalışsa" diye içimizden geçiriyoruz...

İşte 'empati', tam da bu noktada, ikili ilişkilerde, özellikle tarafların birbirlerini yeni yeni tanımaya başladıkları dönemde daha da çok önem kazanan, ilk tanışma sonrasındaki süreci güçlendiren bir davranıştır. Olumlu diyalog kurabilmeyi, benzer özelliklere sahip insanların çabucak yakınlaşabilmelerini sağlayan temel kavramlarından belki de en önde gelenidir.

Empati kuracağımız insanın bizimle illa aynı özelliklere sahip olması da gerekmez. Zaten henüz tanıştığımız insanla kendimizi karşılaştırabilmemiz, ortak noktalarımızı hemen görebilmemiz de sözkonusu değildir. İlk diyalog ile birlikte kurulmuş empati, tamamen zıt karakterli insanların bile birbirinden uzaklaşmadan bir orta yol bulmalarını ve bir arada kalmalarını da sağlıyor; çünkü empati, anlayışlı ve hoşgörülü olmayı da beraberinde getiriyor.

Empatiyi, hayatımızın her alanında uyguladıkça, pozitif enerji dolu bir yaşantı sahibi olmamıza ne kadar büyük katkılar sağladığını daha iyi anlayabiliriz.

Ali Osman.

13 Temmuz 2012 Cuma

Hayatımıza Giren İnsanlar







"Bir gün hayatına birisi girecek ve ondan öncekilerle işlerin neden yürümediğini anlayacaksın" demiş, Elif Şafak. 

Canım ablacım, gel, şunu şöyle devam ettirelim; ... sonra bence o hayatına giren insan da öncekiler gibi bir sebepten dolayı defolup gidecek ve ondan sonrakilere de aynı cümleleri kuracaksın... "Bu zamana kadar yaptığım yanlışlar seni bulmak içinmiş", falan diyeceksin... "Aşk yalan" diyecekler, inanmak istemeyeceksin; haklısın, çünkü kendini buna inandırırsan, yaptığın şeyden vazgeçmen, yani aşkı en ücra köşelere kadar aramaman gerekir. 'Aşk yalandır' temalı hareketli müziklere eşlik edip arkadaşlarınla dans edeceksin ama yine de bir yerlerde birinin seni beklediğine dair beslediğin umutta en ufak bir eksilme olmayacak... Uğraşacaksın, bekleyeceksin, yıllar geçecek.

Teorik kitaplar, işini ve eşini iyi seçmen gerektiğini söylese de, pratikte kısmetinden öteye gidemeyeceksin. Hayatta yapman gereken her şeyi yapacaksın, olmayacak, ama bir gün, eğer kendini mecbur hissederek, kendini, yani hayatını birisine esir etmeyip de yeteri kadar bekleyecek kadar sabırlıysan, bu günün; neyin, nasıl ve hangi ara olduğunu hiç anlamadığın bir gün olduğunu, içindeki boşluğun bir anda tamamen kapandığını ve öncekilerin isimlerinin bile aklına gelmediğini göreceksin.

Elif abla, gel en iyisi biz o günden değil de, bu günden bahsedelim.
Tabii böyle bir gün varsa.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Seni Düşünmek







Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.






Nazım Hikmet

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Mükemmel Olmak



Ben mükemmel değilim ve olmak da istemem. Çünkü eğer olursam, diğer insanlar mükemmellikte kusur aramaya çalışacaklar ve bulamayacakları için bunu içlerine dert edip bana düşmanlık besleyecekler. Ben ise insanların bana düşmanlık besleyip zarar vermeye çaba göstermelerini istemem. 


Kusur aramak doğamızda vardır bizim. Hatta bazılarımız, Tanrıda bile kusur aradı ve eğer Tanrı bizim gibi birisi olsaydı insanlar kendi başlarına geleceklerden habersiz onu acımasızca yok etmeye çalışabilirdi, kendi kalplerinde bunu zaten yaptıkları gibi. Peygamberlere yaptıkları gibi. Tanrı ise, her an bizimle olduğu halde, bize kendini göstermek, dolayısıyla da bizi ve bütün kainatı yarattığını sürekli başımıza kakmış görünmek istemeyecek kadar -tabiri caizse- düşüncelidir; ama biz, nasıl olduysa bunu anlamayıp, yarattıklarında O'nun suretini görmeyi beceremediğimiz için, hayatımızın içinde O'nu hep ihmal ettik. Mükemmelliği görmek, bir insana yetecekken ve onu yüceltecekken, biz mükemmelliğin kendisine sahip olmak istedik. Aldandık ve kaybettik.


Mükemmel olan sadece O'dur. Her şeye gücünün yetmesi zaten tek başına bir mükemmellik olduğu gibi, bu yüzden, olur da kainatın tamamı O'na düşman olup O'nu içlerinde ısrarla görmezden gelmeye, hatta yok etmeye çalışsa bile, hepsine ufak çaplı bir tek kıyameti ile karşılık verecek kudrettedir. 


Bu yüzden, ben, mükemmel olmak istemem. 
Çünkü buna gücüm yetmez. 
Çünkü bilirim ki, Tanrıyla insan arasındaki fark, 
mükemmelliği kaldırabilip kaldıramamasındadır.






Aliosman.

15 Mayıs 2012 Salı

Sultan





ümitlerim tükenirse bir gün sende,
bil ki bu can yine yaşar bu tende,
arkama bakmadan çıkıp gider de,
sensiz aşkı sarayıma sultan yaparım!

Aliosman

Mutluluğu Beklemek



Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.


Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inanırız...

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.
Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.


Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman?... Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza' ya aittir. Der ki;


"Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."


Bu görüş acısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetını bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.



Öyleyse;

Okulu bitirene kadar,

100 milyar kazanana kadar,

Çocuklarınız olana kadar,

Çocuklarınız evden ayrılana kadar,

İşe başlayana kadar, Evlenene kadar,

Cuma gecesine kadar,

Pazar sabahına kadar,

Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,

Borçları ödeyene kadar,

İlkbahara kadar,

Yaza kadar,

Sonbahara kadar,

Kışa kadar,

Maaş gününe kadar,

Şarkınız söylenene kadar,

Emekli olana kadar,

Ölene kadar...

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ 'AN' DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.


MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR.

Unutmayın,

"YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"



ALINTIDIR.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Kolay


biz kimiz böyle,
niye zorlaştırıyoruz ki her şeyi
bu kadar, birbirimize...
bak; hava kolay, su kolay;
yürümek, koşmak kolay...
iyi-kötü bir döşekte,
uyumak, kalkmak kolay...
peki, böyleyken olay,
birbirimizi yormak neden?
su iken yüzde yetmişimiz,
akmayıp durmak neden?
...

Aliosman

7 Mayıs 2012 Pazartesi

İsteklere Dair

Çevremizdeki insanlara bak. Neden acı çektiklerini, neden hep mutluluk arayıp bir türlü bulamadıklarını merak etmiştin. Bir insan şöyle bir durup kendi kendine, benim hiç kişisel anlamda gerçek bir arzum oldu mu, diye sorsa, cevabı hemen bulur. Bütün isteklerinin, çabalarının, rüyalarının, ihtiraslarının hep başka insanlardan gelme birer motivasyon olduğunu görür. Aslında çabaları maddesel bir zenginlik uğruna bile değildir; elden düşmecinin hayali sayabileceğimiz saygınlık içindir. Bir onay arar. Kendinin olmayan bir onay. Ne o mücadeleden bir keyif alır, ne de başardığı zaman bir sevinç duyar. Bir tek şey için bile, “Bunu isteyişim, kendim istediğim içindir; yoksa komşularım bana imrensin diye değil” diyemez. Ondan sonra da, neden mutsuzum diye merak eder. Mutluluğun her türü kişiye özeldir. En büyük anlarımız kişiseldir; kendimizden kaynaklanan bir motivasyondan ileri gelir; ona el sürülmez. Bizim için kutsal olan, değerli olan şeyler, herkesle paylaşılmayan, orta malı olmayan, çekip kurtardığımız şeylerdir. Oysa şimdi, içimizdeki her şeyi herkesin gözü önüne sermemiz, herkes ellesin diye ortaya açmamız isteniyor.


Alıntıdır. ;

6 Mayıs 2012 Pazar

Kahkaha Benden Yana



Herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vaktinin geleceğini bilmiyor musun? Hayatın her zaman kendisiyle alay ettireceğini mi sanıyorsun? Bundan kaçmak için gece yarısından biraz önce sıvışabileceğini mi zannediyorsun? Yoksa ondan dehşete kapılmıyor musun? Bu hayatta insanlar gördüm, öylesine uzun zamandır başkalarını kandırmışlardı ki en sonunda gerçek mizaçları ortaya çıkamaz olmuş; saklambaç oynayan insanlar gördüm, o kadar uzun zaman oynamışlardı ki en sonunda delirip o ana kadar gururla sakladıkları gizli düşüncelerini iğrenç bir şekilde başkalarının gözüne sokmuşlardı. Peki, sonunda mizacının bir çokluğa dönüşmesinden, açıkçası çok sayıda olmaktan, o mutsuz şeytaniler gibi bir lejyon oluşturmaktan ve bu şekilde bir insanda bulunan en içteki, en kutsal şeyi, kişiliğin birleştirici gücünü kaybetmiş olmaktan daha korkutucu bir şey düşünebiliyor musun? Doğrusu, ciddi olduğu kadar dehşet verici de olan o şeyle dalga geçmemelisin.

Soren Kierkegaard / Kahkaha Benden Yana

Hayat Bilgisinden 50 Soru









Aklınızı Rahata Erdirecek 50 Soru

1. Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseniz kaç yaşında olurdunuz?

2. Başarısızlığa uğramak mı hiç denememek mi daha kötüdür?

3. Hayat o kadar kısaysa neden sevmediğimiz o kadar şeyi yapıyor ve yapmadığımız o kadar şeyi seviyoruz?

4. Her şey yapılıp söylendiğinde söyledikleriniz yaptıklarınızdan daha mı fazladır?

5. Dünya için değiştirmek istediğiniz en önemli şey nedir?

6. Mutluluk ulusal para birimi olsa nasıl bir çalışma sizi zengin ederdi?

7. İnandığınız şeyi mi yapıyorsunuz yoksa yaptığınız şeye alışmaya mı çalışıyorsunuz?

8. Ortalama insan ömrü 40 sene olsa hayatınızı farklı yaşar mıydınız?

9. Hayatınızın gidiş yönünü ne derece etkilediniz?

10. Bir şeyleri doğru yapma konusunda mı yoksa doğru şeyleri yapma konusunda mı daha endişelisiniz?

11. Asansör düğmesine birden fazla defa mı basıyorsunuz? Bunun asansörü daha hızlandırdığına mı inanıyorsunuz?

12. Endişelerle dolu bir dehâ mı yoksa neşeli ve basit bir insan mı olmayı tercih ederdiniz?

13. Neden siz sizsiniz?

14. Arkadaş olarak isteyeceğiniz türden bir arkadaş mısınız?

15. İyi bir arkadaşınızın uzaklara taşınması mı yoksa yakınlarınızda oturan iyi arkadaşınızla irtibatınızın kopması mı daha kötüdür?

16. En çok şükrettiğiniz şey nedir?

17. Eski anılarınızı kaybetmeyi mi yoksa asla yeni anılara sahip olamamayı mı tercih ederdiniz?

18. Gerçeğe kafa tutmadan onu bilmek mümkün müdür?

19. En büyük korkularınızdan gerçekleşen oldu mu?

20. Beş sene önce çok mutsuz olduğunuz zamanı anımsayabiliyor musunuz? Şimdi bu üzüldüğünüz şeye hâlâ üzülüyor musunuz?

21. Çocukluğunuzdan sizi en mutlu eden anınız nedir? Onu bu kadar özel kılan nedir?

22. Yakın geçmişinizde en son ne zaman tutku dolu ve canlı hissettiniz?

23. Şimdi değilse ne zaman?

24. Henüz istediğinizi başaramadıysanız kaybedecek neyiniz var?

25. Biriyle hiçbir şey konuşmadan hayatınızın en güzel konuşmasını yaptığınızı hissettiğiniz oldu mu?

26. Sevgiyi destekleyen dinler neden bu kadar çok savaşa neden oluyor?

27. Hiç şüphe duymadan iyi ve kötünün ne olduğunu bilmek mümkün müdür?

28. Şimdi birkaç trilyon kazanmış olsanız işinizi bırakır mıydınız?

29. Daha az işiniz olmasını mı yoksa zevk alabileceğiniz daha fazla işiniz olmasını mı tercih ederdiniz?

30. Bugünü daha önce yüz kere daha yaşamış gibi mi hissediyorsunuz?

31. En son ne zaman derinden inandığınız bir fikrin hafif ışığında kararnlığa daldınız?

32. Tanıdığınız herkesin yarın öleceğini bilseniz bugün kimi ziyaret ederdiniz?

33. Son derece çekici ya da ünlü olmak için hayatınızın 10 senesini vermeyi ister miydiniz?

34. Hayatta olmak ve gerçekten yaşamak arasındaki fark nedir?

35. Ne zaman risk ve mükafatları hesap etmeyi bırakıp devam etmek ve doğru olduğunu bildiğin şeyleri yapmak gerekir?

36. Hatalarımızdan bir şeyler öğreniyorsak hata yapmaktan neden bu kadar korkarız?

37. Kimsenin sizi yargılamayacağını bilseniz neyi farkloı yapardınız?

38. En son ne zaman kendi nefes alış sesinizi duydunuz?

39. Neleri seversiniz? Son zamanlardaki hareketleriniz bu sevgiyi açıkça gösterdi mi?

40. Bundan beş sene sonra dün ne yaptığınızı anımsayacak mısınız? Ya ondan önceki günü? Ve ondan öncesini?

41. Şu an bazı kararlar alınıyor. Soru şu: Bu kararları kendiniz için mi alıyorsunuz yoksa başkalarının sizin yerinize bu kararları almasına izin mi veriyorsunuz?

42. Saygı ve hayranlık duyduğunuz üç kişiyle öğle yemeği yiyorsunuz. Sizin arkadaşınız olduğunu bilmeden yakın bir arkadaşınızı eleştirmeye başlıyorlar. Bu eleştiri hoş değil ve haksız yere yapılıyor. Ne yaparsınız?

43. Yeni doğan bir bebeğe tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?

44. Sevdiğiniz birini kurtarabilmek için yasaları çiğner miydiniz?

45. İyice baktığınızda yaratıcılık gördüğünüz bir yerde delilik gördüğünüz de oldu mu?

46. Çoğu insandan farklı yaptığınızı bildiğiniz bir şey var mı?

47. Sizi mutlu eden şeyler nasıl oluyor da diğer herkesi mutlu etmiyor?

48. Gerçekten yapmak isteyip de yapmadığınız bir şey var mı? Varsa sizi tutan ne?

49. Aslında bırakmanız gereken bir şeylere mi tutunuyorsunuz?

50. Şu anda yaşadığınız ülke ya da şehirden başka bir yere gitmeniz gerekse nereye taşınırdınız ve neden?



Alıntıdır.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Inta Omri



gözlerin beni kaybettiğim günlerime döndürdü
bana geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı öğrettiler
senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı
hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?
nurunla yaşamımın gündoğumu başladı
senden önce yaşamımın ne kadar fazlası kaybedilmiş?
o boşa giden bir geçmişti sevgilim.
kalbim senden önce mutluluk görmedi.
kalbim hayatta acı ve ıstırabın tadından başka asla bir şey görmedi.
hayatı sevmeye henüz şimdi başladım.
ve yaşamımın benden kaçmakta olduğundan kaygılanmaya başladım
senden önce her mutluluk için acı çekerdim
gözlerinin ışığında onlar benim rüyalarımı buldular
ey benim kalbimin hayatı ...sen benim hayatımdan daha değerlisin.
neden senin aşkınla uzun bir süre önce karşılaşmadım?
senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı.
hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?
işığınla, gündoğumunu başlatan hayatımsın sen benim
harikulade geceler, muhabbet ve büyük aşk!
uzun zaman önce kalbim seni özlemekteydi
aşkı benimle yudun yudum tat,
kalbimin merhameti senin kalbinin merhametini özlüyor.
gözlerini bana o kadar yaklaştır ki, gözlerim senin gözlerindeki yaşamda kaybolsun.
aşkım gel ve yeter
kaybettiğimiz şey az değil, ruhumun sevgilisi
senin gözlerini görmeden benim, gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir hayattı
hayatımın bu kısmını nasıl saydılar?
işığınla hayatımın sabahı başladı
sen tüm günlerimden daha değerlisin
tatlılığına beni de al
beni evrenden uzaklaştır
uzaklara, uzaklara
ben ve sen uzaklara.yalnız,
aşkla günlerimiz aydınlanacak
birbirimizi özleyerek geceler geçiririz
senin sayende gündüzlerle barıştım
senin yüzünden zamanı unuttum
seninle acılarımı unuttum
ve seninle sefaletimi unuttum
gözlerin, yitirdiğim günlerime beni geri götürdü
geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı bana öğretti
senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey, boşa geçmiş bir hayattı
hayatımın bu kısmını nasıl saydılar?
ışığınla hayatımın sabahı başladı.

1 Mayıs 2012 Salı

Susarak




Güneş altında söylenmedik söz yokmuş…
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi…
Ne gece, ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz…
Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde…
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik…
Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde…
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor…
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim…
Ama bir başka seven yok benim
benim sustuğum biçimde…



Aziz Nesin

27 Nisan 2012 Cuma

Nokta


Evrenin içinde küçücük bir nokta olan bu dünyada siz de sadece lanet olası birer küçük noktasınız. Durum böyleyken, bu kibriniz, bu kavganız, bu havanız, bu kendinizi kasmanız nedir? Ne her işe yetişebiliyorsunuz, ne herkese yetebiliyorsunuz, ne de elinizdeki en küçük imkanı bile tamamen kontrol etmeye gücünüz yetiyor. Nasıl böylesine hızla geçtiğinin farkına varmadığınız bir hayatı yaşıyorsunuz. Gereğinden fazla anlam yüklemeyin, gereğinden fazla sorgulamayın, gereğinden fazla yargılamayın. Biraz dağınık kalsın, rahat olun.

Ali Osman.

15 Nisan 2012 Pazar

Bir Gün

Bir gün…
Ağlamak…

Ruhunu sarmış
İrili ufaklı yara izlerine
Her baktığında yeni bir ders çıkarmak
Eskidenki
O
Boş sevdalardan,
Boş çırpınışlardan,
Boş heveslerden,
Boşlukta kalışlardan,
Kayboluşlardan…

Bir gün…
Adamakıllı bir sevdaya düşmek
Heyecandan tir tir titremek…

Bazen bir tepeye çıkıp
Şehre doğru haykırmak,
Bazen de kaçamak köşelerde
Fısıldamak sevgiliye,
Sevdayı nefes nefese…

Cehennemlerce yanmak
Yokluğunda
Cenneti bulmak
Gözlerinde,
Kana kana hayat içmek
Dudaklarından…

İnciten ve yaralayan
Birsürü kelimeyi
Düşüncesizce
Söylemiş olsa da,
O bir çift kelimeyi
Yine hiç düşünmeden
En az bir defa söylemek..

Bir gün…
Kader, görevi gereği
Ayırırken sevenleri
Birbirlerine hala
Doyamamış olmak...

Ayrılığın acısını bilmek
Ve başka acıları kabullenebilmek;
Bilmek ah bilebilmek,
Bilmek, hala yanındayken,
Bilmek, değerini…







Ali Osman.

13 Nisan 2012 Cuma

Einstein ve Şoförü

Einstein, konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;

"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar. O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim." Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:
"Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etmiş:

"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak."


Sonuç olarak, "akıllı insanlar, akıllı insanlarla çalışır.",

Alıntıdır.

8 Nisan 2012 Pazar

Özel İnsan Pablo Picasso


Picasso, Paris’teki atölyesinde çalışmaktadır. Merdivenlerde rap rap yürüyen çizme sesleri duyulur. Kapı açılır. İçeriye Hitler’in Fransa’daki elçisi Otto Abetz girer. Ressamın işliği (atölyesi) soğuk ve karışıktır. Bir ara elçinin gözü ünlü “Guernica” resmine ilişir. Tablodan duyduğu dehşetle irkilir. Ve kekeleyen bir sesle, “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorar. Picasso, Alman uçaklarının bombardımanı altında, savunmasız bir şekilde can veren yurttaşlarının kulakları yırtan çığlıklarını duyar gibi olur bir anda. Ve sonra şamar gibi bir karşılıkla: “Hayır, siz yaptınız!” der.


Sergilerinden birinde, acayip renklerin ve biçimlerin sarmaş dolaş olduğu, altında “Balık” yazan bir resme, alık alık bakan ve bir türlü aradığı balığı göremeyen bir seyircinin, biraz da çıkışarak “Üstad, bunun neresi balık?” diye sorması üzerine Picasso, adama balık pazarında değil, resim sergisinde olduğunu hatırlatmak istercesine “O balık değil, resim” der. Böylece o, resmin modeline benzemesi gerektiği görüşünü değiştirerek, resmin kendisini doğadan ayrı, özgün bir varlık olarak kabul ettirir. Ve gözün bir yerde gerçeğe perde olduğunu belirterek, insanlara yalnız dış gözleriyle değil, iç gözleriyle, düşüncenin ve sezginin gizli gözüyle bakmalarını öğütler. Bunu ilginç bir espri ile de belirterek: “Daha iyi ötsünler diye gözleri oyulan saka kuşları gibi, ressamların da gözleri çıkartılmalı” der.

Ona göre doğa ve sanat aynı şey değildir. Sanatçı, yaratıcı gücüyle, doğada olmayanı ortaya koyarak, doğaya yeni bir değer katar. Öyleyse resmi, herhangi bir şeye benzediği için değil, kendisi olarak ortaya koyduğu anlam bakımından görüp değerlendirmek gerekir.

“Bir gül, bir güldür. Bir başka şeye benzediği için değil, gül olduğu için güzeldir” der, Picasso’nun arkadaşı, Amerikalı yazar Gertrude Stein. Picasso. Onun portresini yapmak üzere seksen kez oturur karşısına, resim bir türlü bitmez nasılsa. Sonunda resmi bütün bütüne siler ve yazarın yokluğunda, modelsiz olarak tamamlar tabloyu. “Ama bu, Gertrude Stein’e benzemedi ki!” diyenlere ise “Olsun, gün gelecek, Gertrude Stein buna benzeyecek!” der. 1946’da Gertrude Stein ölür. Şimdi, Gertrude Stein denilince, Picasso’nun tablosundaki resmi gelir akla.


Alıntıdır.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Kaybetmek, Yenilmek Değildir

Kalbin sürekli kırılıyorsa, bu asla senin suçun değil. Ne diyordu 'Ye, Dua Et, Sev' de: "Kırık bir kalbinin olması, en azından denediğini gösterir." 


Sevgi kelimesini söylemesi kolaydır. Kimseyi korkutmazsın. "Severim, sevdik, severek.." Yedire yedire istediğin gibi söyleyebilirsin... Aşk ise darbeli bir matkaptır. En sert kalpleri bile delebilir. Nadiren de olsa...


Ama çoğu zaman, kalplere girmeye çalışırken matkabın ucu kırılıyor. Taş kalplere girmek, taşta aşkı yeşertmek zordur. Duman'ın şarkısında dediği gibi "Aklı başından atacaksın." Riski göze alacaksın yani... Geri dönüşü olmayan kırılma riskini... 

Bir daha kullanamayacağın bu matkap ucunu da "ömrüm boyunca boynumda bir madalya gibi gururla taşırım" diyorsan bu riske gir ve o kalbe girmeye çalış. 

Çok kırılacaksın, ama sonunda denediğine değecek. 




Ali Osman.

3 Nisan 2012 Salı

Yüzleşme


"Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olurlar."
- Benjamin Disraeli

Hayatı daha yaşanabilir kılmak ve çocukluğumuzdan sonra kaybettiğimiz o iç huzurumuzu geri getirmek mümkün. Yeter ki alışkanlıklarımızı gözden geçirmeye karar verelim.

Duyduğumuz, okuduğumuz hemen hemen her şeye, o şeyin doğruluğunu araştırmadan inanıyoruz. Ona göre hareket ediyoruz. Çok fena gaza geliyoruz. Araştırmak, bilgi sahibi olmak çok zor geliyor...Günü kurtarmayı seçiyoruz...

Eleştirilmekten nefret ediyor, eleştirmeyi çok seviyoruz ama bir yol göstermiyoruz. Problem üretiyoruz, çözüm üretmiyoruz...

İnanılmaz önyargı sahibiyiz. İnsanları yaptıklarıyla değil, konumuyla, doğuştan gelen ve değiştiremediği özellikleri ile yargılıyoruz...

Karamsarız, hep en kötü ihtimali düşünüyoruz...

Kibarlığı 'entellik' görüyoruz... Hem de, 'entel' kelimesinin anlamını bilmeden...

"Hem karnım doysun, hem pastam dursun" istiyoruz...

Bilgi sahibi olsak da olmasak da her konuda konuşmayı çok seviyoruz...

Ayrıntıya dikkat edeceğimiz yerde yüzeysel davranıyor, yüzeysel davranılması gereken yerde ayrıntıya takılıyoruz...

Çok çabuk sinirleniyoruz. Küçük hesaplarla insanları ama özellikle de sevdiklerimizi çok kolay kırıyoruz. Affetmemiz çok uzun sürüyor...

Uzun süre bekledikten sonra elde ettiğimiz imkanları, aynı ölçüde çok çabuk bir şekilde kaybediyoruz. En çok beklediğimizi söylediğimiz şey, onu elde edince sıradan bir hale geliyor...

İnandığımız amaç peşinde sağlam adımlar atamıyor, gördüğümüz ilk zorlukta kolaylıkla vazgeçiyoruz...

Kendimize dokunmadığı sürece, haksızlıklar karşısında hep susuyoruz...

Yüzleşmekten kaçıyoruz....

Yüzsüzleşmekten kaçmıyoruz...

Kesinlikle benciliz...

Nefretimizi çok kolay, sevgimizi çok zor gösteriyoruz...

Doğru bulduğumuz ama yapmadığımız şeyleri başkasına hep tavsiye ediyoruz, sanki yapıyormuşçasına bir de uzun uzun faydalarından bahsediyoruz...

Sürekli fikir üretiyoruz, yapabileceğimizi bilmemize rağmen bir adım atıp uygulamaya geçirmeye çalışmıyoruz...

Ders çıkarmıyoruz, aynı hatayı defalarca yapıyoruz...

Hayatımız pişmanlıklarla dolu ve bunun da tek sorumlusu biziz. Adım atmaya üşendiğimiz ya da cesaret edemediğimiz için...

Kısacası; uğraşmıyoruz, araştırmıyoruz, çalışmıyoruz, gevşek ve üşengeciz...

Ve en sonuncusu da...

Alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyoruz...


AO

31 Mart 2012 Cumartesi

Bir Ara

Bir ara, radyoda çalan, ilk defa duyduğun, son bir dakikasına falan denk geldiğin, çok hoşuna giden bir şarkı vardı. İsmini bir türlü bulamadın, hala unutamadın ve 'bir kez daha çalsın' diye bekliyorsun...

Bir ara, tesadüfen gittiğin bir yerde karşılaştığın, ilk defa gördüğün, ve ne yazık ki konuşma şansı bulamadığın, çok hoşuna giden birisi vardı. Kimdir nedir bir türlü bulamadın, ulaşamadın, hala unutamadın ve 'bir kez daha görsem' diye bekliyorsun...

Bir ara, insanlara güveninin bu denli sarsılmadığı zamanlardan bir zamanda, yüreğini, doğacak bir bebeğe hazırlanan bir oda, odanın içindeki bir beşik gibi hazırlamıştın, hayatına doğacak olanı bekliyordun heyecanla... Sonra o güzelim beyaz çarşaflara, kokulu mendillere çamurlu ayaklarıyla gelip basmıştı beklediğini sandığın insan. Siyah boyalı elleriyle duvarlarına anlamadığın bir dilde bir şeyler karalamış gitmişti. Sonraları, gelenlerin gidenlerden pek de bir farkı olmadığını anlayarak hevesin her defasında biraz daha azaldı ve şimdi artık bomboş bir odadır orası. Yine de vazgeçmedin, bekliyorsun ama artık bundan sonra gelecek olan, her şeyiyle gelsin ve bir ara kendin hazırladığın yüreğini, o bomboş odayı yeni baştan hazırlasın istiyorsun...

Bir ara, hayatında biri vardı, çok sevmiştin ve onun da seni o kadar sevmesini istiyordun, "böyle olsun" dedin. Olmadı tabii ki. Yine "olsun" dedin ve devam ettin. Her anlaşmazlıkta, her tartışmada, 'haksız olduğun zamanlarda bile' suçun-hatanın çoğunu kendine, geri kalanı da ona ayırdın. O, bu haksız paylaşıma hiç bir zaman itiraz etmedi. Onunla olmayacağını geç de olsa anladın. Şimdi artık hayata daha "adil" davranıyorsun ve zaman kaybetmiyorsun...

Bir ara, son damlasına kadar savaştın, çok yaş aktı gözlerinden... Sabret, hala değmediyse, buna değecek. En güzelinden...

ali osman.

29 Mart 2012 Perşembe

Hayat Bana Güzel Çünkü...

Küçük Prens'ten

Göğe Bakalım


Hayatımda karşılaştığım en güzel şiirlerden biri olarak paylaşıyorum...


***

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.

***

Turgut UYAR

Sadeleş ve Özgürleş

Amerika'nın son alışveriş trendi:Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.

Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles’lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

— Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
— Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak,
— Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
— Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
—Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,
— Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
— Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
— Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
— Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak… Ya da sahip olduğumuzu sanmak…
— Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?



-
Alıntıdır.

İnsan Olmak

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum…





[Rudyard Kipling]

23 Mart 2012 Cuma

Bakış Açısı Her Şeydir

Kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç tel saç görmüş.
"Hım..." demiş,
 "galiba bugün saçımı örgü yapacağım."
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş.
Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, kafasında iki tel saç kalmış.
"Hım..." demiş, "bugün saçımı ikiye ayıracağım."
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş.
Bir ertesi gün yine kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
"Tamam, tamam.“ demiş. “artık bugün atkuyruğu yaparım."
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş.
Daha bir ertesi gün aynaya baktığında, kafasında bir tek tel bile kalmamış.
"Wow! " diye bağırmış. "Bugün saç derdim yok."


Bakış açısı her şeydir. Gerektiğinden kibar ol.

Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten.
Basit yaşa: Cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini.
 


Alıntıdır.

21 Mart 2012 Çarşamba

Mevlana'dan Sultan Süleyman'a

Muhteşem Yüzyıl dizisinin bu haftaki bölümünde, Sultan Süleyman'ın, Pargalı İbrahim Paşa'nın başını göğsüne bastırıp onu affettiği sahneyi izledik. Tarihi gerçeklere uygun bir sahne değilse de, dizinin kurgusuna ve gidişatına uygun olacak bir şekilde, Mevlana'nın çağları aşan felsefesine ait en ünlü sözlerinden birisini duyduk Muhteşem Süleyman'dan...


Sevgide güneş gibi ol, 

dostluk ve kardeşlikte 
akarsu gibi ol, 

hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol, 

öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol, 

ya olduğun gibi görün, 
ya göründügün gibi ol.


1 Söz

Nefret yok. 
Pişmanlık yok. 
Bahane yok. 
Ertelemek yok...
İnandığın doğrunun 
peşinde olmadığın sürece 
sen, sen değilsin.

20 Mart 2012 Salı

Geçmişe Takılı Kalanlar


Geçmişlerinden ne kurtulabildiler, ne de istediklerini geri getirebildiler...
Böyle olduğu için de, ne yeni bir adım atabiliyorlar, ne de durdukları yerde mutlular...
Onlar, 'geçmişe takılı kalanlar'...
Onlardan çok var.
Bir fanusun içindeki boşlukta nefes alıp veriyorlar.


aliosman.

1 Söz

erteleme, yap .

Baktığın Yerdir Hayat


Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı, bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona ‘Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar. İstersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir.’ demişler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş.
Bilge ‘Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor.’ demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. ‘Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.’ Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış ‘Evet, kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı? ‘.
Adam şaşkın bir şekilde şunu söylemiş: ‘Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.’. Bunun üzerine bilge ‘Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel.’ demiş. Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü. Geri geldiğinde bilge, adama ‘Bahçe nasıldı? ‘ diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış.
Bilge gülümsemiş, ‘Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış.’ demiş ve eklemiş: ‘Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır. Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir.



Alıntıdır.

1 Söz

ben sözümün arkasındayım,
sen gözümün önünde ol yeter...


aliosman.

1 Söz

O, senden önce kendisini terk ettiği için, 
kendi terk edilmişliğinin acısını senden çıkarmak istedi...


aliosman.

Mutlu Öl


İçimizden geldiği yerde içimizden geldiği gibi değil de, 
insanlara görünmek istediğimiz şekilde yaşamak olmuş 
hayattaki amacımız. 

İşte, arkadaşım, bundandır, 
hep biraz eksik mutluluklarımız. 

Aslında basit:
Kendini yaşa, kendin ol;
Mutlu yaşa, mutlu öl.


aliosman.

19 Mart 2012 Pazartesi

Üzmeden Sev

insan en cok sevdigini uzermis derler... 
uzmek icin mi seviyorsunuz birbirinizi? 
madem uzeceksiniz, hic sevmeyin en iyisi...
sevmeyin beni... 
yani tamam sevin de, 
bakmayin bana oyle iste... 
dokunmayin yuregimin en hassas yerlerine. 
ciplak dudaklarinizi cekin uzerimden.
bana boyle bakmayin. 
aramayin, sormayin... yormayin. 
cekilin onumden, durmayin...

7 Ocak 2012 Cumartesi

Mutluluk

bilmek değil, bildiğini paylaşmaktır mutluluk...
yeni bir araba değil, onunla dostun ziyaretine gitmektir mutluluk...
yeni bir ev değil, içinde çocukların koşmasını izlemektir mutluluk...
yeni bir telefon değil, telefonun ucundaki özlenen sestir mutluluk...
yeni bir televizyon değil, güzel insanlarla izlenen filmdir mutluluk...
yeni bir mekana gitmek değil, birinin hayatına girmesidir mutluluk...
hata yapmamaya çalışmak değil, hatadan ders almaktır mutluluk...
daha fazlasını ummak değil, var olana şükretmektir mutluluk...
yaptığını değil, yapılan iyiliği unutmamaktır mutluluk...
yemek yemek değil, sofraya oturmaktır mutluluk...
para kazanmak değil, insan kazanmaktır mutluluk...
ve
insan olmak değil, insan kalabilmektir mutluluk.